Home » Sanat, Yeni Konular

Heykel ve Mekân

Submitted by on 14 Nisan 2016 – 08:15

Mimari ve heykel ilişkisini incelerken geçmiş dönemde heykelin kullanımı ve post modern dönemdeki ifadesi önem taşımaktadır. Rönesans dönemine kadar heykel; mimaride tavandan zemine kadar inen sütunu ya da katedralin nişinde bezemeleri tariflemiştir. Dinsel inanışlar ve statü farkı o zamanlar heykelin yansıttığı ifadelerdi ve mimarinin içinde ve onun bir parçasıydı.

Rönesans’la birlikte insan değer kazanmaya başlamış bununla birlikte heykel sanatı da farklı bir boyut kazanmıştır. Mimarinin kutsaldan uzaklaşmasıyla, mimarinin içinde ve onun parçası olan heykel de kiliseden bağını koparmaya başlamış kendi sanatsal ifadesini bulma yoluna gitmiştir. İlk kez kendi alanını oluşturan heykel; dış mekâna açılarak kentsel mekânın odağı olmuştur.

Kendi içinde anlam kazanan heykel için en iyi örnek Michelangelo’nun tunçtan yapılan Marcus Aurelius heykelidir. Roma’ nın Campidoglio meydanına yerleştirilen bu heykel kent merkezinin tam ortasına yerleştirilerek mekânın odak notası olmuş mekâna yeni bir işlev yüklemiştir.

Mekân yalnızca işlevleri barındıran bir kütle değil, aynı zamanda öznesinin değer yargılarına göre şekillenen ve duygusal anlamlar yüklenen bir olguya dönüşmektedir. Bunun için sanatçı heykelin mekân içindeki konumu ve hissettirdikleri üzerine olasılıkları düşünmelidir. Yani sanatçı; heykelin plastik değerleri için çözüm önerileri düşünürken bir yandan da mekân içindeki konumunu düşünmelidir.

Copie en bronze de la statue originale romaine de Marc Aurèle, aujourdhui conservée au Palazzo NuovoMarcus Aurelius Heykeli (Michelangelo)

Burada konu edilen; mekânı kullanarak formu anlamlandırma ile formun yapısını kullanarak mekânı anlamlandırmanın fiziksel ve estetik hesaplarıdır. Heykelin gereci boşluk ve kütledir. Başka bir deyişle heykel, boşluk içinde gerçekleşen, var olan bir sanattır. Formu oluşturan yapının parçalanması ile elde edilen boşluklarda çeşitlilik kazanan mekân, hem heykelin içerisinde bir yerlerde dolaşacak hem de çevresini sınırlayacaktır. Geçmişte mimarinin mekânını kullanan heykel, günümüzde mimarinin kendisini kullanmakta ve heykelsi mimarlığın temelini oluşturmaktadır. Mimari ise heykelin işlevsel yanını kullanmanın yanı sıra duygusal ihtiyaçlara karşılık veren sanatsal yanını da kullanmaktadır.

20. yy. mimarlık kuramcısı Bruno Zevi; ‘Heykel üç boyutta işlem görür ama insan heykelin dışında yer alır, bu üç boyutu dışardan seyreder. Oysa mimarlık, insanı da içine alan üç boyutlu bir dilbilgisi ile kendini gerçekleştirir. Mimari yapıt, içine insanın girdiği dolaştığı, içi oyuk koca bir heykel gibidir sanki’ diyerek heykel ve mimarinin bütünselliğini açıklamaktadır. Ayrıca Bruno Zevi mimarlığın sanatsal boyutunu açıklarken, “İç mekânı, kentsel mekânı, ekonomik, toplumsal, entelektüel, teknik, işlevsel, mekânsal dekoratif değerleri ile coşku ve hayranlık yaratan yapı, mimarlık yapıtıdır.” İfadelerini kullanmıştır.

Mekân ve plastik olanakları yönünden heykelin yeni şartlarını özümseyen Tatlin’ in plastik alandaki anlayışı heykeli alışılmış düzeninden çıkarıp yeni boyutlara ulaştırmayı amaçlamıştır. Artık heykel sadece kilin yoğurulup biçimlendirilmesi ya da taş/ahşap bir kitlenin yontularak belirli nesne ya da konuların betimlenmesi için değil, onun yerine boşlukta bir mekân içerisinde çeşitli plastik elemanların inşası yoluyla oluşturulmalıydı. Geleneksel malzemelerin terk edilerek, endüstri ürünü yeni malzemelerin kullanımı ile yeni bir heykel yaratmanın mümkün olabileceği görüşünü benimseyen Tatlin’e göre “Gerçek mekânda gerçek malzemelere ilgi duyulması” adeta çağın getirdiği bir zorunluluktur. “….Böylece geleneksel kaideden kurtulan heykel, gerçek mekanda yer alan bir varlığa, saf anlamda bir varoluşa sahip olmakta, mekana açılmakta boşluğu içerisine dahil ederek mekanla kaynaşmaktadır”.(Kedik1997)

Mimarlık ve heykel birbirini anlamlandıran ve tamamlayan iki disiplin tarih boyunca etkileşim içinde olmuşlardır. Felsefe ve sanatta değişimlerin yaşandığı 20.yy’da disiplinler arası sınırlar ortadan kalkarak bütünlük sağlanmış ve yeni kavramları ortaya çıkarmış oldu. ‘’Mimari heykel’’ ve ‘’heykelsi mimarlık’’ heykel ve mimarinin ortak paydada buluştuğu strüktür arayışını açığa çıkarmaktadır.

nevart_akademi_heykel_ve_mekan_Tatlin’s_Tower_560x600Tatlin’s Tower

Heykelin uzamlarıyla boşluğun şekillendirilebileceğini savunan Konstrüktivistler “bir kütle ve bir boşluk iki ayrı maddedir. İkisi de somuttur ve ikisi de şekillendirilebilir”. (Savaş 1977) görüşünü Konstrüktivist Bildiri ile ortaya koymuşlardır. Özellikle bu bildiriyle “mekanın biçimlendirilebilirliliği” anlayışı ortaya atılmış, heykelin merkezi bir kütlesellikten çıkarılarak, volümün plastik bir öğe olarak heykelden çıkarılması gerektiği görüşü savunulmuştur. Bu savla mekân sorununu köklü ve rasyonel bir açıdan ele alan Konstrüktivistler heykel sanatında ana malzemenin mekanın kendisi olduğu ve heykel sanatının gerçekte bir mekan problemi olduğu görüşünü öne sürerler. Bu akımın öncülerinden Pevsner “ Mekân belirlendikten sonra, artık o geleneksel heykeldeki donukluktan, sağırlıktan, kaskatılıktan eser kalmıyor, kütle çözülüveriyor, her yandan düpedüz nefes almaya başlıyor. (Özer 1993 ) demiştir. Heykellerinde mekânsal etkiler araştıran bir başka Konstrüktivist sanatçı Gabo mekân konusunda şunları söyler “Bir konstrüktivist heykelde mekân, nesneyi çevreleyen evrensel mekânın bir parçası değildir. Nesnenin yapısal bir parçasıdır. Öyle ki bu mekan, başka herhangi bir katı malzeme kadar bir hacmi aktarma yetisine sahiptir”.(Bilge 2000) Gabo, volüm değil yüzey araştırmaları ile heykellerini oluşturmuş, mekanı adeta yüzeyler arasında biçimlendirmiştir.

nevart_akadem_heykel_ve_mekan_giacometti_heykelleri_560x320Giacometti Heykelleri

Mekânı psikolojik etkileriyle ele alan Giacometti ise gerçeküstücü bir yaklaşımı benimseyerek mekân içinde mekân oluşturmuştur. Kendince oluşturduğu atmosferde inceltip uzunlaştırdığı figürler mekâna adeta karşı gelmektedir. Mekânın sınırsızlığı ve sonsuzluğu içinde uzun ve ince figürler yalnızlığı ve içe kapanmayı ifade etmektedir.

Heykelin hem dış formu hem de kapsadığı mekânın algılanması bakımından mekânın özelliği heykelden edindiğimiz izlenimde önemli bir rol oynar. Mekân-heykel etkileşiminde heykelin mi mekânı yarattığı, yoksa mekânın şeklinin mi heykele bir hacim kazandırdığı sorusunun yanıtı kuşkusuz girilen bu ilişkide – birbirlerinin varlık nedeni olmalarında yatmaktadır. Heykel yalnızca bir form olmaktan çıkarak içinde bulunduğu mekâna anlam katan, mekânın kimliğinin oluşmasını sağlayan olgu olmuştur.

Nevart Akademi

Tags: , , , , , , , ,

Leave a comment

Add your comment below. You can also subscribe to these comments via RSS

Be nice. Keep it clean. Stay on topic. No spam.

You can use these tags:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong> 

This is a Gravatar-enabled weblog. To get your own globally-recognized-avatar, please register at Gravatar