Ana sayfa » Genel, Sanat, Yeni Konular

Fotoğraf Sanatında Varoluşsal Kaygı; Nan Goldin İncelemesi

Gönderen kişi | 05 Mayıs 2020 – 12:55

Varoluşsal kaygı içerisinde kendini kim olduğunu sorgulayan bu sorgulamalar sayesinde travmalarıyla yüzleşip arınma çabası içerisinde olan Nan Goldin, ablasının intiharı üzerine yaşadığı bir takım travmalar ve sorgulamalar onun hayatını çektiği her fotoğraf karesinde olduğu gibi izleyiciye sunmaya zorlamıştır. Fotoğraflarında yaşadığı dönemin daha gerçek olduğunu düşündüğü kesimiyle ilgilenmiştir. Fotoğraflarını günlüğüm olarak ifade eder. Gittiği partilerdeki anlara tanık oluruz. Arkadaşlarının hastalıklarının günbegün ilerleyişini izleriz.

“Ablamın öfkesini ve acılarını görüyordum ve o tek çıkış yolu olarak intiharı seçti. On bir yaşındaydım ve tarihin tekrar etmesinden korkuyordum. Fotoğraf çekmeye başlamıştım ve hiç kimsenin anısını kaybetmemek konusunda takıntılı hâle gelmiştim” (Goldin, & Coulthard, 1996).

1953’te Washington’da doğan ve orta sınıf Yahudi bir ailenin ikinci çocuğudur.1965’te ablasını kaybeden Goldin 70’ lerde fotoğraf çekmeye başlar ve yaklaşık 30 yıl boyunca devam eden bu fotoğraflar otobiyografik belge niteliğindedir. Kendisini ve yakın çevresinin yaşantısını gösterir. İçinde bulunduğu alt kültür olarak tabir edilen bu kesimde AIDS ön plandadır. Arkadaşlarının bu hastalıkla mücadelelerine tanık olan Goldin tüm bu süreci kayıt altına alır.

 Bir barda çalışmaya başlayarak tanıştığı bu alt kültürle aile gibi olur. Bir yandan da Boston’da School of the Museum of Fine Arts’ta eğitim alır ve moda fotoğrafçısı olmak ister. Çektiği drag queen fotoğraflarını Vouge Dergisi’nin kapağında hayal eder.

Nan Goldin- Misty ve Jimmy Paulette bir takside, NYC 1991

Bu fotoğraflarda yaşanılanı olduğu gibi değiştirmeden yargılamadan gösterme cesareti içerisinde oluşturmuştur. Her anı acısıyla tatlısıyla belgelemiştir.1982 yılında gerçekleştirdiği ilk dia  ‘The ballad of sexual dependency’ ( cinsel bağımlılık baladı) dır.

Nan Goldin- Rise and Monty kissing, NYC 1988 , 1988–1988 (‘The ballad of sexual)

Fotoğraflarındaki cinsel eylemler sevişenler, banyo ve yatak odasından görüntüler eşcinseller, bar, parti görüntüleri hayat kadınları, uyuşturucu, alkol, aids hastaları tüm bu bohem marjınal yaşam kendine dair tuttuğu bir ayna olarak ifade edilir. Nan Goldin kendini aramaktadır.

Nan Goldin – Cookie with Max in the hammock, Provincetown, Mass.1977

Nan Goldin- Nan Goldin AP 2 Cookie Hawaii 5.0 Bathroom, NYC'de. 1986

Toplumun ötekileştirilen dışlanan kesimi olan eşcinseller, lezbiyenler, transseksüeller, fahişeler, Goldin’in fotoğraflarının ana kahramanlarıdır ve topluma karşı bir eleştiri başkaldırı niteliğindedir.

Nan Goldin, Jimmy Paulette ve Tabboo! banyoda, NYC 1991

Çalışmalarına verdiği isimler mekan tarih ilişkisi içerisindedir. O anda gerçekleşen durumu ifade eden isimler kullanır genelde . örneğin Maria küvette Elio’yu emziriyor, Sag Harbor, 2001., Valerie, Bruno ve Mel yatakta gülüyorlar, Paris, 2001.

Nan Goldin, Mavi banyoda otoportre, Londo n, 1980

Goldin’ in gittiği okul yaşadığı dönem ve içinde bulunduğu çalıştığı bardaki çevresi sayesinde bu alt kültürle bağ kurabilmiş onları ailesi yerine koymuştur.  Kimseyi Kaybetmemek için çekmeye başlar fotoğrafları her anı ölümsüzleştirmek ister. Goldin’in en yakın arkadaşlarından olan Cookie Mueller’ın yaşamı da Goldin’in fotoğraflarında belgelenir. Yaşamını evlenişini ve ölümünü kayıt altına alır.Evlendiği kişiyle birlikte HIV pozitif hastası olan Mueller  bu fotoğraflarlarla ölümsüzleşir; sürekli ailem dediği bu çevrede bir çok kişiyi kaybetmiştir.ve bunun üzerine şöyle der Nan Goldin:

“Eskiden, insanları yeterince fotoğraflarsam onları asla kaybetmeyeceğimi düşünürdüm. Aslında, fotoğraflarım bana, ne kadar çok kaybettiğimi düşündürüyor. Fotoğraflarım benim günlüğüm; insanları okuyabildiğim” (Goldin, & Coulthard, 1996)

Tüm bu ailedeki yaşamlarla kendi yaşamının sorgulamasını yapmaktadır. Kendiyle yüzleşir. Kendini de kayıt altına almayı ihmal etmemiştir. Sevgilisi Brian’la olan ilişkisini fotoğraflar ve bu fotoğraflar sayesinde ilişkinin yönünü belirlemiştir. Brain’nin ona şiddet uygulamasından sonra fotoğraflarını çekmiş ve bir daha Brain’la birlikte olmamıştır.

Nan Goldin- Self-portrait of Brian in my bed, N.Y.C. , 1983–1983

Nan Goldin 'Nan dövüldükten bir ay sonra', 1984

Bu süreçte kokain kullanımı hızla artan Goldin bağımlı olur ve bir kliniğe yatar. Klinik sürecinde yavaş yavaş arınmaya başlar Goldin aynadaki ayık görüntüsünün peşine düşer. Karanlık gece yaşantısının yerini gün ışığı almıştır.ve fotoğraflarında ışığa yönelmiştir. bu zaman dilimi geçiş süreci Goldin’i kimlik arayışına sokmuştur.

Rehabilitasyon sonrası Newyork’ a dönen Goldin için birçok şey değişmiştir. Goldin, Siobhan adındaki genç bir kadınla yaşamaya başlar. Sevgilisiyle her anlarını fotoğraflayan Goldin, sevişme anlarını da bu fotoğraflara dâhil eder. Uyuşturucunun etkisi altında olmadan, bir insanla ne kadar yakınlaşabileceğinin verdiği hazzı gösterir.

Sadece yakın çevresini fotoğraflamaya hakkı olduğunu söyleyen Goldin “Fotoğraf, hayatımı kurtardı. Korkutucu bir dönemden geçtiğimde, travmatik olaylar yaşadığımda fotoğraf çekerek ayakta kalmayı başardım” der.

Rehabilitasyon sürecinden sonraki fotoğraf çalışmalarında da farklılıklar meydana gelmeye başlar 2000 lerden itibaren çoğunlukla bebekleri, çocukları, ebeveynleri, aile yaşamlarını  ve dış mekanları doğa da çekilmiş anları anlatmaktadır.

Nan Goldin, Valerie, Bruno ve Mel yatakta gülüyorlar, Paris, 2001.

Nan Goldin, Maria küvette Elio’yu emziriyor, Sag Harbor, 2001.

Nan Goldin-Lavanta Manzarası , 2002

Goldin’nin fotoğrafları toplumun yüzleşmekten kaçtığı kimlikleri ele alır. fakat amacı hiçbir zaman onları topluma kabul ettirmeye çalışmak olmamıştır o anı yaşamıştır.ve ölümsüzleştirmiştir. Tamda bu nedende çabasız oldukları için fotoğraflar bu kadar gerçekçi ve çoğu zaman rahatsız edici olmuştur. Tüm bu mekanlar zamanlar olay örgüsü ve insanlar Goldin’nin yaşamı ve çözümlemeye çalıştığı kimliği olmuştur. Çektiği her karede kendini bulup yüzleşmiştir. Ve 90’larda yayınladığı son dönem çalışmalarını topladığı kitabı “The Devil’s Playground”nı ‘bir yüzyılın sonu’ olarak belirtir. Böylelikle bir devir biter ve yenisi başlar.

Bahar Ata

 

Tags: , , , , , , , ,

Bir yorum yazın

Add your comment below. You can also subscribe to these comments via RSS

Aklınızdan geçenleri söyleyin...

You can use these tags:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong> 

This is a Gravatar-enabled weblog. To get your own globally-recognized-avatar, please register at Gravatar

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.